November 2011
63 posts
bu şükran gününde freddie mercury’ye radio gaga ve crazy little thing called love; tarih hocam hafize hanima beni ‘ah benim tembel kızım’ diye seve seve tarih sevdirdigi, kimya hocam mr. baker’a kimyadan şahane notlar alabilecek ama kimya okumanın sıkıcı bir şey olduğunu da unutturmayacak kadar sevdirdigine, book to film dersimin hocasına (adını su an hatırlamıyor olsam da) ‘siz siz olun film okuluna gitmeyin’ diyebildigi için teşekkür ediyorum.
biraz garip bir şeyler yazmaya başlıyorum sevgili internet,
ben de kafamda tam oturtamadım ama yazdıkça oturur belki. baskıda toplar der büyüklerimiz.
şimdi ben küçükken ‘ben’ ne demek epey bi süre anlamamıştım. çil gibi olan ben, benli belkıs gibi. yani nasıl ben? sendeki de ben mi yoksa sen mi? bu ben ise, sen ne vsvs tipli bi kısa devre yaşamıştım. ancak yaşamış olanlar anlar bunu sanırım.
mesela bi de izmir’den taşınıp da annem bakkala klorak almaya yollamıştı bi keresinde. bakkal bakkal gezip, hüsran içinde elim boş dönmüştüm eve. bunu da ancak yaşayanlar bilir.
bir diğer değinmek istediğim konu ise atasözü konusu. bi de atatürk sözleri var mesela. şimdi herhangi bir hakaret niyetim kesinlikle yok, hayır mehmet baransu misali birileri çıkarsa diye söylüyorum. ‘bekleyen derviş muradına ermiş’ lafı var mesela, bir atasözü olarak. bir de ‘köylü milletin efendisidir’ lafı var. o da bir atatürk sözü diye öğretildi en azından. şimdi bunların ikisi de bana biraz mantıksız geliyor. neyi bekliyoruz ve kim kimin efendisi internet, sen söyle bana.
‘disclosure’ vermiştim başta garip bir şeyler yazacağıma dair. al sana.